>parfüm yorumları part 2 :P

>evvet efeniim günlerce süren aradan ve tembellik molamdan sonra yeniden sizlerleyim :) çok uzatmayım sözü, yorumlarda yeterince uzatıcam zaten, kaldığım yerden devam edeyim.

ilk sırayı bitirmiş ikinci sıraya geçmiştik değil mi? bakalım ne var ikinci sıranın başında, ah, lovely! aşığım ben bu parfüme. tek kelime ile aşığım. sarah jessica parker denen kadının çok delisi değilim, antipati de duymuyorum ama sırf bu parfüm yüzünden sevgim arttı kendisine. gerçi merak ederim hep, bu ünlüler kendi adlarını taşıyan parfümlerin piyasaya sürülme aşamasında ne kadar aktif diye. neyse çok önemli değil. önemli olan sonucun mükemmel olması. ilk olarak sevil parfümeride testerını vermişlerdi bu güzeller güzelinin bana. sürdükçe bileğime yapışıyordu burnum. ne yapıp edip elde edecektim. canımıniçi strawberry güzel bir indirim yaptı da hemen kavuşuverdim. 50mli 50 lira gibi bi fiyata geldi kargo dahil. gayet uygun bence. ben bunu satın aldıktan 1 hafta sonra strawberry tekrar bir indirim yaptı bu parfümde ve 100 mli 60 lira oldu. heves ettim hatta alayım mı diye ama başka şeyler almam gerekiyordu, fırçalar gibi, almadım ben de parfümden. bitince yenisini alıcam ama.
böyle nasıl desem, çok modern geliyor bana bu koku. ne ağır ne de hafif. ekşide hakkında bir yorum yazmıştım, fena değil gibi birşeyler zırvalamışım, halt etmişim afedersiniz. mükemmel bir koku bu. sürdükçe daha da çok seviyorum. yazın da kullanılabilir kışın da. silik bir koku değil, baş ağrıtıcı kokulardan hiç değil. misk notaları ağırlıklıymış. narciso rodrigez for her’e çok benzetiliyor. evet benziyor gerçekten de ama bence lovely daha güzel. narcisonun kokusu daha bir yağ kıvamında sanki, daha iç yakıcı gibi. lovelyde ise hafif bir tatlılık var. şekerli bir koku değil ama tende durdukça çok hafif tatlanıyor sanki kokusu. yorumlarım harika di mi eheheh.

bu muhteşem kokudan sonra sırada chanel chance var. bir dönem çok severek kullandığım pek meşhur parfüm. bitti bitecek ve ben tekrar almayı düşünmüyorum hiç. çok garip oldu bu parfümle ilişkim. kullanırken gayet beğeniyordum ama bittiğinde sıkıldığımı farkettim. hatta şuan hiç dişi bile bulmuyorum desem yeridir. güzel koku, iyi, hoş lafım yok ama bana hiç özel bir kokuymuş gibi gelmiyor. çok da pahalı. ı ıh, almıycam tekrar.

ve sırada hakkında onlarca sayfa yazı yazabileceğim parfüm. ımmmmhhhh aşığım kokusuna. o kadar güzel, o kadar dişi, o kadar dolu dolu bir koku ki bu… o kadar kalıcı ki… parfüm sever kadınlar muhakkak koklamalı bunu. işin en ilginci bu kadar güzel bir koku olmasına rağmen çok aşırı bilinmemesi. bu bir avantaj aslında. malum herkes gibi kokmama konusu. kokuları tarif etmekte berbat olduğumu anladınız şimdiye kadar, crystal noir ise gerçekten tarif edemeyeceğim bir koku. tatlı değil, meyveli hiç değil, çiçeksi değil diycem ama içinde gardenya varmış, ki bence bu parfümü bu kadar tapılası yapan da onun varlığı, baharatlı belki… ilk kokladığımda palmolive duş jellerinin turuncu olanına benzetmiştim. favorimdi. artık yok ne yazık ki. öyle kalıcı ki bu baş döndürücü koku, kapağını bir kere koklayarak saatlerce burnunuzda o kokuyla gezmeyi sağlıyorsunuz. muhteşem bir yünlü giysi parfümü. kazak olur, atkı olur, hırka olur. ne gelirse aklınıza. kaşe mont olur hatta. bu kış bol bol montumla buluştu kendisi. çevrenizde mükemmel bir parfüm aurası oluşturuyor. hem de çok değil 3 4 fıs ile. ağır bir parfüm evet ama iç kaldıran cinsten değil. bir süre sonra kremsi bir hal alıyor kokusu. sıkmanızın üzerinden saatler geçtikten sonra bile çevrenizden hissediliyor. bir insan bir parfümden daha ne ister? bittikçe alıcam, ömrüm boyu bırakmıycam, sevdalandık biz birbirimize. hatta abartıyorum iddiamı, birisi bana gelip dese ki ‘bilgen seç bir parfüm, tüm ömrünü onu kullanarak geçireceksin, başka yok’, evet üzülür hislenirim ama hemen c. noir’imi seçerim. o derece delisiyim.

vee euphoria. ne kadar beğeniyordum ben bu kokuyu bir zamanlar. koklamaya doyamıyordum. şişe tasarımından parfümün rengine kadar herşeyine bayılıyordum. sonra ne oldu? sıkıldım. gayet güzel bir koku biliyorum, kokladıkça hala ohh diyorum ama ben böyle kokmak istemiyorum :s şişesi de yarım duruyor öyle. kimbilir, belki bi gün, ilerde tekrar…

gucci rush. hiçbir zaman anlamadım insanlar bu kokuda ne buluyor, hiçbir zaman beğenemedim. ha kötü değil elbette ama bence çok şişirilmiş bir koku. ha neden sahipsin o zaman derseniz açıklayım, hediye efenim hediye. yoksa para verip alacağım bir parfüm değil. ve evet tam da tahmin ettiğiniz gibi dolu duruyor. 1 2 kere evde sıktım. sonra…

ouvv hızla ilerliyoruz. geldik bir alt sıraya. lolita lempicka. 30 ml 30 milyon indiriminden aldığım kokulardan birisi daha. eh işte. tatlı, durdukça daha da tatlılaşıyor, oldukça kalıcı, farkedilir bir koku ama benim tarzım değil sanırım. kullandım bir kaç kere. kış parfümleri arasında bir alternatif işte. bitince alır mıyım? ı ıh.

ve casmir. kankamın kokusu. yıllarca onda kokladım, ne kadar da çok yakışırdı. artık kullanmıyor kendisi. bu parfüm de onun hediyesi. daha doğrusu onun artığı hehehe. çok beğeniyorum, bi kaç kere heves edip sıktım ama yok, onda durduğu gibi durmuyor bende, resmen eğreti duruyor, hep de onu hatırlatıyor. kankamı hatırlamanın kötü bir yanı yok elbette ama ne bileyim benimseyemedik birbirimizi. kızcağıza yalvarıyorum her gelişinde bunu geri al olmadı bende diye, almıyor da. of böyle işte.

casmirden sonra sırada mango – adorably var. yaz için sevdiğim kokulardan birisi bu da. tam bir şehirli kadın kokusu gibi geliyor bana. şehrin temposu içinde oradan oraya koşuşturan, bakımına özen gösteren bir kadının kokusu gibi. çok kalıcı değil, yazın kalıcı parfüme gerek de yok zaten. bitince tekrar alır mıyım bilmiyorum. alırım belki.

veee benim gizli pamuğum, bitaneler bitanesi parfümüm. jeanne arthes – cotton club women. bu kokuyu kendimden başka ne bilen duydum ne de kullanan. bayılıyorum ben bu parfüme. tam bir yazlık koku. o kadar soft ve o kadar hoş ki. şekerli değil, meyveli – baharatlı falan da değil. fresh diycem ama fresh de değil gibi. birşeye benzetemiyorum kokusunu. tek bildiğim çok saf ve güzel olduğu. 40 lira gibi bi rakama almıştım. bittiğinde bulabilirsem yine alıcam. bu parfüme dair ilginç birşey söyleyim mi size, koklattığım her erkek çok beğendi. diğer parfümlerimle beraber koklayan erkekler ise yine en çok bunu beğendi. aklınızda bulunsun kızlar, bi deneyin :) ha tek bir eksisi var söylemeden geçmeyim, edp olmasına rağmen hiiiç hiç kalıcı değil. ne yapalım bu kadar kusur kadı kızında da…

veee son sıraya geldik. son sıranın başında yine bir lolita lempicka parfümü var. lolita lempicka l. bir ara forumda ( ki delisi olduğum, hergün saatlerimi geçirdiğim biricik sitemiz, www.itsbeauty.com’un forumu oluyor kendisi ) d&p lift deliliği olmuştu. ben de bir hışımla gidip koklamış ve bayılmıştım. aldım da hatta duruyor öylece. kullancam bi ara söz :P neyse işte bu liftin lolita lempicka l’nin versiyonu olduğunu söylüyorlardı. bu haber üzerine ben bayağı bi hevesleniyordum L ile tanışmaya. nitekim hepsiburada.com da çok güzel bir indirim gördüm şansıma. aldım hemen. orjinalini koklayıp bilmeden aldığım ilk kokudur. sonuç eh. lift ile uzaktan yakından alakası yok. son derece ağır, baskın bir koku. çok güçlü bir turunçgil kokusu var. parfüm şekerli gibi. baharatlı gibi de geliyor bana. tütsü gibi de geliyor biraz. anlatamadım ama ne bileyim çok sevmedim. aslında şişeden koklayınca çok güzel, fakat sıkınca o hazzı vermiyor bana. tekrar almam, bu şişeyi de bi 5 senede falan anca bitiririm herhalde.

parfüm kullanan her kadının elinden bir kere geçmiş olan burberry classicde sıra. adına yakışır bir koku. çok güzel, çok seviyorum. evet kaba tabirle ayağa düştü, evet herkes bir dönem böyle koktu ve sıktı ama inkar edemem, çoooook güzel kokuyor. 30 ml 30 lira indiriminden almıştım bu kokuyu da. hiç pişman değilim. bayıla bayıla sürüyorum. bittiğinde tekrar almazsam tek sebebi yukarıda yazdığım şeyler olur herhalde. ama büyüleyici kokusuna kapılıp alabilirim de :)

ha gayret, kaldı son iki…cacharel – noa. bana kış günü kendisini aldırmış koku. öyle bir aklıma düştü ki bir ara, ne yapıp edip edinmeliyim dedim, sevildeki satıcı kadın bile bu mevsimde bu alınmaz yapma dedi, direndim aldım. kullandım da severek. sonra baktım ki kışın bu kadar antikalıcı ( o ne demekse ) bir parfüm bana göre değil, biraz hevesimi aldıktan sonra kullanmayı bıraktım. yazın bayıla bayıla kullancam ama. çok seviyorum kokusunu. çok masum, çok temiz geliyor bana. ah biraz daha kalıcı olsaydı. bittikçe alıcam, tekrar tekrar alıcam.

ve son olarak christian dior – hypnotic poison. kapanışa yaraışır bir parfüm. ilk kokladığımda nefret etmiştim bu kokudan. iğrenç, berbat falan diyordum. ama garip bir şekilde gerçekten de ‘hipnotize’ olmuş gibi koklamadan duramıyordum. sonra bu nefret yerini hayranlığa bıraktı. aldım elbette. şimdi bitti, dibinde 3 4 fıs anca kalmıştır ama kıyamıyorum sıkmaya. çok istiyorum bir tane almak hemen ama çok pahalı :( indirim bekliyorum ama girecek gibi görünmüyor. çoook severek kullandığım ve her zaman elinim altında bir şişe bulunsun istediğim bir koku. baileys’e benzetiyorum kokusunu biraz ki bayılırım ona da. ağustosta indirime girse o sıcakta alır kullanırım, evet ben o burnunuzun direğini kıran gıcıklardanım :P

teşekkür ederim buraya kadar üşenmeyip okuduğunuz için. beni yazmaya heveslendirdiğiniz için. okumaya bayıldığım bloglarınızda paylaştıklarınız için. bloğumun çok amatör göründüğünün farkındayım ama henüz çok yeni herşey. belki ilerde daha keyifli bir hale getirebilirim. diğer bir yazıya kadar, hoşçakalın :*

christian dior, crystal noir, hypnotic poison, lolita lempicka, lovely, noa, parfüm, versace içinde yayınlandı | 9 Yorum

>parfüm yorumları

>ilk okuyucumu bulmuş olmanın heyecanıyla bir hışım saldırıyorum yorum olayına. pek de sevindim, heveslendim. şimdi aşağıdaki fotoğraf malum, şuan kullanmakta olduğum parfümler. gelelim haklarında neler düşündüğüme.

en solda üst sırada ( sanki güzel sıralayabilmişim gibi sıra diyorum bir de :P ) gördüğünüz parfüm ‘aquolina icing sugar’. parfüm değil aslında kendisi, vücut suyu. alkolsüz, o sebepten de kalıcı değil ne yazık ki. yine de yaz aylarında ferah ferah sürmek için ideal. tenimizde leke yapma ihtimali de yok. kokusu ise bir harika. şekerli kokuları severim genelde ama mesela magnetism gibi kokular bayar beni. bu ise çok tatlı, baymayan, insanın içini yakmayan bir koku. herkes mutlaka koklamalı. hiç böylesini görmedim ben. biraz daha kalıcı olsaydı hayatımın kokusu olabilirdi.

onun hemen yanında sarımsı şişede gördüğünüz şey ise clarie’s vanilyalı body mist. geçenlerde konak pier’deki clarie’s mağazasından aldım. normalde makyaj ürünlerini çok beğenmiyorum açıkçası ama bu mistleri görünce deli oldum. mistler diyorum çünkü bir sürü çeşidi vardı. coton candyden strawberrye, çiçekliden fresh kokulara kadar bir sürü. ne yazık ki ben vanilya dışında hiçbirini beğenmedim. tatlı olanlar fazla tatlı gibi geldi bana. jelibon gibi. seveni varsa kaçırmasın elbette. vanilya ise kremsi, yoğun kokulu ve şekerlimsi bir koku. evet farkettiğiniz üzere kokuları tarif etmekte pek iyi değilim. nasıl desem sanki margarin gibi kokuyor biraz da. anlatmak zor. ben sevdim ve hemen aldım. üstelik fiyatı da çok uygundu, 10 lira gibi birşey. kalıcı değil ama hoş bir koku. iş görür kısaca.

hemen onun yanında givenchy – hot couture var. bitmek üzere neredeyse. son derece kalıcı ve feminen bir koku. givenchy kokularını başarılı buluyorum ben zaten. erkek parfümlerinden pi kesinlikle inanılmaz bir koku. çok seviyorum. onla ilgili düşüncelerimi ileride yazarım belki. gelelim hot couture’a. dediğim gibi kalıcı, feminen, baharatlı ve biraz da tatlımsı bir koku. çok genç kızlara uygun değilmiş gibi. yine de asla kullanılmaz değil elbette. zevk meselesi. parfümleri yazlık ya da kışlık diye ayırırsak eğer bu kışlık kokular sınıfına girerdi herhalde. bir şişeyi severek kullandım ama tekrar alır mıydım bilmiyorum. sanırım biraz sıkıldım kendisinden.

hot couture’ın yanında yine bir givenchy parfümü olan very irresistible sensual var. bu parfümü 2. alışım. hatta şuan gördüğünüz şişeden açılmamış 2 tane daha var stoğumda. 30 ml 30 TL indiriminde gördüğümde sevinç çığlıkları atarak depolamıştım. bu indirimden tam da bir hafta önce sevil parmümeri de cacharel noa ile very irresistible arasında kalıp noa almıştım. aklımı seveyim, şansımı ya da. very’i seçmiş olsaydım eğer 2 hafta sonra bu derece ucuza alma şansım varken çok para verdiğim için yanardı içim. malum kriz, parfümlerin pahalılıkları vs… parfümden bahsetmek gerekirse çok dişi buluyorum ben bu kokuyu. dişi ve modern. belki çok eşsiz ve bulunmaz bir koku değil, öyle parfümler var çünkü, birazdan bahsedicem bir tanesinden, bu onlardan değil. yine de temiz, şık, hoş bir koku. ben sensual olan eau de parfum versiyonunu kullanıyorum. eau de toilette ne kadar kalıcıdır bilemem ama edpnin kalıcılığından son derece memnunum. bittikçe tekrar tekrar almak isteyeceğim ürünlerden.

tesadüfen 3 givenchy parfümünü de yanyana koymuşum, ilk ikisini tanıttık, sıra üçüncüsünde. organza da 2 sene kadar önce 30 ml 30 TL indiriminde alıp tanıştığım bir koku. gayet hoş, gayet kalıcı fakat çok ağır bir parfüm. ağır parfümlerden hoşlanan benim için bile fazla ağır. bakmayın siz bitmek üzere gibi göründüğüne, toplasanız 3 kere kullanmışımdır. kokusunu beğensem bile süremiyorum, kendimi 40lı yaşlarda gibi hissetmeme sebep oluyor. annem kullanıyor. sürdüğünde arkasındaki parfüm bulutuna kapılasım geliyor adeta, çok hoş. ama hiç bana göre değil. anne parfümü olarak sevicem ben kendisini :)

sıra geldi dünyalar tatlısı pamuk şekerime. sürüp en çok iltifat aldığım kokulardan birisi bu. aquolina – pink sugar. inanılmaz tatlı, inanılmaz güzel bir koku. buram buram pamuk şeker kokuyorsunuz. hafif parfüm sevenlere göre değil hiç. tatlı kokuları sevenler ise mutlaka denemeli. diğer ithal parfümlere kıyasla son derece de hesaplı. bildiğim kadarıyla izmirde sadece sevil parfümeri’de satılıyor. ne yazık ki artık sevil azaltmış aquolina ürünlerini. hem hesaplı oluşlarıyla hem de mis gibi kokularıyla beni benden alıyor bu marka. pink sugarın bende gazsız deodorantı, vücut losyonu ve duş jeli de var. vücut losyonu inanılmaz kalıcı. sürdükten saatler sonra bile misle gibi kokuyorsunuz. neyse parfümlerin yan ürünlerini başka bir başlıkta incelemeyi düşünüyorum. biraz da o zaman yazayım. sözün özü pink sugar harika bir koku. yaz için biraz ağır evet ama her kış kullanmayı düşünüyorum açıkçası. ha bir de daha bugün yaşanmış bir olaydan bahsedeyim. bu paragrafın başında söylemiştim en çok iltifat aldığım kokulardan birisi diye. sabah okula gitmek üzere bindiğim minibüste yanımda bir kadın ve kucağında küçük çocuğu oturuyordu. çocuk annesine sürekli ‘anne çok güzel kokuyooo’ demeye başladı. kadın da sordu ne güzel kokuyor diye. bi süre böyle söyleyip durdu çocuk, kadın tekrar sorduğunda ise ‘yanımıza binen ablaaa’ demez mi? nasıl sevindim anlatamam. süreli 2 saatten fazla olmuştu ve minibüste yanımda oturan insana böyle tatlı tatlı koktuğunu bilmek beni mutlu etti. paylaşmak istedim sizlerle :)

pink’imden sonra yine bir aquolina parfümü olan chocolovers var sırada. bunu ilk kez sevil parfümeri’de denemiştim. çikolata kokulu parfüm diye tanıtmışlardı. sürdüğümde kim tüm gün çikolata kokmak ister ki diye düşünmüştüm. pek beğenmemiştim ilk seferde. fakat ilerleyen saatlerde bileğimden çekemez oldum burnumu. son derece tatlı ve çekici bir hal almıştı. sonra bir gün sevilden yaptığım bir alışveriş sonrası parfümün testerını verdiler bana. eve gittiğimde hemen sürdüm bileğime tekrar ve o gün bugündür favori parfümlerimden birisi oldu kendisi. çikolata kokulu diye lanse edilse de sadece çikolata kokmuyor. en az çikolata kadar baskın olarak turunçgin kokuları da içeriyor. işin garibi ben hiç sevmem turunçgil kokulu ürünleri fakat bu parfümde hiç batmıyor, aksine hoş bile geliyor. zaten sürdükten bir süre sonra turunçgil kokusu hafifleyip yerini daha hafif ve tatlı bir kokuya bırakıyor. pink sugar ile kıyaslandığında daha az kalıcı olsa da chocolovers severek kullandığım bir parfüm. şiddetle tavsiye ederim.

üst sıranın son parfümü ise hugo boss intense. 2 yıl kadar önce keşfettiğim caaanım parfümüm. şuan ne yazık ki bitmek üzere, ilk fırsatta tekrar almak istiyorum. herkesin bilmediği bir koku olması benim için en büyük özelliği bu parfümün. farkettiğiniz üzere kullandığım kokuların bir çoğu çok popülerleşmiş ve herkes tarafından bilinen kokular. ben de bu durumdan çok hoşnut değilim açıkçası ama kokularını da çok sevip vazgeçemiyoum. işte intense böyle bir koku değil. az kişi biliyor, daha bir özel hissediyorsunuz sürünce. yaz için de kış içind euygun olabilecek, yumuşak fakat belirgin, son derece asil bir koku bence. insanı rahatsız edecek kadar ağır değil, farkedilmeyecek kadar hafif değil. arada bir koku. kremsi gibi geliyor bana biraz ki sadece bu kelime bile bir parfümün ilgimi çekmesi için yeterli. kesinlikle denenmeli. çok güzel çok.

ilk sırayı bitirdim, ben de bittim. bu parfüm tanıtma işi sandığımdan daha zormuş. o sebeple kalan parfümleri yazmaya boş bir zamanımda devam edicem. umarım okurken sıkılmamışsınızdır ya da mrak ettiğiniz bir parfüm varsa hakkında bilgi sahibi olabilmişsinizdir. görüşücez en kısa zamanda yine :)

chocolovers, givenchy, hugo boss, icing sugar, parfüm, pink sugar, vanilya içinde yayınlandı | 1 Yorum

>parfüm

>

genç kızlığa adım attığım ilk yıllardan beri düşkünüm parfüm olayına. meşhur impulselar vardı o zaman. hatta şimdi de olsa ne güzel olurdu. bir çok farklı deodorantını kullanmıştım ama hepsinin içinde favorim ‘vanilla kisses’ idi. hatırlıyorum çok tatlı ama boğmayan bir vanilya kokusuydu. hatta parfümü de çıkmıştı basit spreyli bir şişede. sonra emotionlar vardı, çok delisi değildim ama kullanırdım. zamanla açık parfüm kavramı girdi hayatımıza, ilk açık parfümüm eminim bir çoğunuzun olduğu gibi burberries classic idi. 3 4 yıl kadar aralıksız kullandım. çok övgü aldığım bir kokuydu. şuan orjinaline sahibim ama nedense o zamanlar aldığım iltifatları almıyorum artık. belki de çok fazla kullanılıp insanları sıktığı içindir. yine de bence kült bir koku.

şimdi düşündüm de parfümlerinin fotoğraflarını koyucam sanırım. sonra da üşenmediğim bir vakit tek tek haklarında neler düşündüğümü yazarım. var mı acaba okuyan birileri? deli gibi kendi kendime yazıyorum sanırım. neyse eheh.

aquolina, christian dior, lolita lempicka, noa, parfüm, versace içinde yayınlandı | 2 Yorum

>süslü

>çok fena düşkünüm kozmetik olayına ben. doymuyorum adeta. sağolsun www.itsbeauty.com da bu kozmetik aşkımı daha da körüklüyor. gün içinde saatlerce sıkılmadan parfüm ya da makyaj haberleri okuduğumu biliyorum. bi itiraf, bugün de o günlerden birisi aslında. çok kötü taktım everyday minerals markasına ve ürünlerine. sample kit bile sipariş verdim kaşla göz arasında. sabırsızlanıyorum kavuşacağım güne dair. ha ne diyordum, çok fena düşkünüm kozmetiğe işte. bu yüzden de bu blogda bol bol göreceksiniz kozmetiğe dair şeyleri. hadi başlayalım bi yerden.

kozmetik, makyaj, parfüm içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>merhaba

>hep özenirdim blog yazan tiplere. ne buluyolar ki yazıyorlar derdim. bugünlerde bi heveslendim. genelde herşeye heves eder sonra da sıkılırım. büyük ihtimalle bu blog olayı da öyle olacak benim için. kimbilir belki de sıkılmam. merhaba bile dedim bloğa, belki de çok kıymetlim olur bilemedim şimdiden. kimi zamanlar çok dolu hissediyorum da insanlarla paylaşmak yetmiyor. evet ben dolup dolup kimseyle paylaşmayıp bloglara ya da kağıtlara boşalan insanlardan değilim. gayet de paylaşıyorum dostlarımla falan. ayrıca gerçek dostları varken kim saçma sapan kağıt parçalarından medet umar di mi? herneyse yetmedi demek bana dost meclisi, bir de buralarda şakıyayım dedim. ne derece hayırlı bir kararmış görücez. belki döker döker de içimi, ilerde ders alırım bu hallerimden. olur mu olmaz mı onu da görücez. yeter şimdilik. bay.

Uncategorized içinde yayınlandı | 2 Yorum